
O gün;
Duygularım kadar koyuydu bulutlar,
Ve yürüyordum:
Ne kadar zamandır bilmiyorum…
Üstelik bardaktan boşanırcasına yağıyordu.
Hem de her damlada bir başkasının yükü
Yükleniyordu üzerime.
İntikam hırsıyla tutuşan insanların
Sıktığı kurşunlar gibiydi damlalar.
Yürüyorum diyordum ama:
Gerçekten yürüyor muydum?
Yoksa ayaklarım
Uzun süredir yaptığı hareketleri
İstemsiz olarak tekrar mı ediyordu?
Bilmiyorum…
Hiçbir şey duygular kadar yoramazdı beni.
Ama artık düşünce ve duygulardan,
Düşüncesizliğe ve duygusuzluğa adım atıyor gibiydim…
Bir zamanlar yağmura karşı duyduğum
Delice özlemi hatırladım…
Ne kadar hasrettim yağmura.
Çamuruna bile razı değimliydim
Daha düne kadar
Ne gariptir.
Şimdi yağmurdan kaçmayı düşünüyorum.
Ama önemli olan yağmurun beni bırakması.
Ne yazardı benim yağmurdan kaçmam.
O an,
Önümdeki su dolu çukuru fark ettim.
Yağmur delice yağıyordu üzerime.
Ya, son olarak kuru kalmayı başarabilen
Parmak uçlarımı da ıslatmak pahasına
Dalacaktım suya;
Ya da,
Geldiğim onca yolu tepecektim
Tekrar ıslanma pahasına…
İşte o an,
Ölümden kaçmak da zordu
En az ölümü istemek kadar.
Aklıma hikâyemin başlangıcı geldi.
Günlük güneşlik bir bahar günüydü.
Gülşen içinde bülbül kadar şendi gönlüm.
O ana kadar
–eh, işte- iyi kötü geçmişti ömrüm.
Baharda sevmek varmış
Dediklerini bilirim eskilerin.
Oysa yazın yağan karda abesttir
Kışın açan çiçek kadar...
İşte öyle bir günde
Bu duygular arasında sevdim.
Zamanın akışında başlayan yağmur
Ve geçilmesi gereken su dolu
Çukur çıktı karşıma.
Ya, geçmeliydim çukuru
Islanma pahasına;
Ya da,
Geri dönmeliydim geldiğim yolu,
Islanma pahasına….
Hangisi zararsız sizce?
|
|